EL-ESMÂ-ÜL-HÜSNÂ

EL-ESMÂ-ÜL-HüSNÂ
 

Müslümanlar ve müşrikler “el- Esma-ül hüsna “ ta 'birini ilk defa Mekke döneminde nazil olan A'raf sûresinin 180. ayeti nazil olunca duydular.

“En güzel isimler Allah'a aittir. Ona bu isimlerle dua ediniz. Onun isimlerinden sapanları bırakınız. Yakında yaptıklarından dolayı cezalandırılacaklar.”

Sevgili Peygamberimizin, secdede:

“Ya Rahman, Ya Rahim” dediğini duyan bir müşrik:

“Allah'ın tek oldu­ğunu iddia ediyor, iki ilaha dua ediyor” diyor. Bunun üzerine İsra sûresinin 110. ayeti nazil oluyor.” [2]

Müşrikler, Allaha ait isimleri, kendi putlarına veriyor­lardı. Allah'ın(c.c) güzel isimlerini, biraz değiştirerek, “İlah” kelimesini “Lafa, “Aziz” kelimesini “Uzza”ya çeviriyorlardı.

Günümüzde Allaha ait hakları, Allah'ın kullarına ve­rip, kulu ilahlaştıran insanlar, o müşriklerin yaptığını yapmaktadırlar.

Habeşistana hicretten biraz sonra nazil olan, Taha suresinin 8 inci ayetinde; “Allah Odur ki, Ondan başka ilah yoktur. En güzel isimler Onundur.” buyurur.

Rabbimiz, Kur'an'ı Kerim'inde bize kendisini yine kendisi tanıtmaktadır. Bizim imanımızın doğruluğu da burdan gelir. Çünkü insanlar bir şeye isim verirken o şeyi tanıtmak için verilen isimde, isim veren kişinin kim­liği görülebilir.

Kişinin kültürü, tecrübesi, görgüsü kavrayışı, zekası eşyaya isim verirken kendisini gösterir. Basit bir eşyaya isim verirken kusur yapan insan, bütün kainatı yaratana isim verirken kendi kültür kalıbının içine sıkıştıracaktır.

Onun için Rabbimiz kendi isimlerini bize kendisi öğ­retmiştir. Şimdi size Kur'anı Kerim'de geçen isimlerin sûre ve ayet numaralarını veriyorum. [3]

 

El- Esma-ul Husna Hadisi
 

Ebu Hüreyre(r.a.)'den rivayet edilen bir hadiste Peygamber(s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Gerçekten Allah'ın 99 ismi vardır-yüzden bir eksik- Kim onu sayarsa cen­nete girer.”[4]

Bu kaynakların hepsi hadisi veriyor ancak 99 “el-Esma-i husnâ”yı saymıyor. Ancak, ilk çağlardan beri “el-Esma-ül-husnâ” sarihlerinin hemen hemen hepsi Tirmizi'nin rivayet ettiği hadisi şerhetmişlerdir. Beyheki (suab-ul'iman 1/59 faslûn fi marifetillah bölümünde), Tirmizi'nin rivayetini aynen almış, ravileri de aynı.

Süleymaniyekütüphanesi, pertevniyal 448'de kayıtlı, Hafız Kurtubi'nin “Şerhu esma-il-Husna” isimli el yazma eserinin 44. varakında, Süfyan b. Uyeyne'den naklen; Kur'an-Kerim'deki Esma-i-Hüsna'nm da 99 olduğunu haber veriyor ve o güzel isimleri ve de geçtiği sure­lerin isimlerini veriyor.

Bu eserimizde biz, Kur'an'da geçen “el-Esma-ül-husnâ”yıda, Tirmizi hadisinde geçenleri de verdik. Gördük ki, Kur'an'da geçipte Tirmizi hadisinde geçme­yen 21 esma-ül- hüsna var. Toplarsak 99+21-120 eder. Ayrıca efendimizin dualarında geçen güzel isimler varki, Kur'anda ve Tirmizi'nin rivayetinde geçiniyor.

Bütün bunlardan anlaşılıyorki, “ el-Esma-ül-Husnâ”nın” sayısı 99'dan fazladır. Efendimiz bize bir hadisinde 99 tanesini sayı vermiştir. Niçin 99 olduğu konusunda da Kurtubi'nin güzel bir yorumu var.

İsim, müsemmanın aynımıdır, gayrımıdır? konu­suna ve ihtilaflarına girmeyeceğim. Hicri 569'da vefat eden Siracü-d-din Ali b. Osman el-Uşi “Bed-ül-Emali” isimli manzum akaid kitabında; “Peygamber(s.a.v.)'in yolunda gidenlerin en hayırlısı olan ehlisünnete göre isim, müsemmanm gayrı değildir.” bunu bilelim, sonu gelmez ihtilaflı konuya girmeyelim.

Allahı(cc), Kur'an ve sünnetle bize bildirilen, “el-Esma-ül-Husnâ”nın dışında kalan isimlerle tanıtma veya zikretme tarafına gitmeyelim.

“Kim onu sayarsa cennete girer.” bölümü “Kim onu ezberlerse, kim onu korursa” diye de rivayet edilmiştir.

Peki iman etmeyen bir insan, ezberlese ve saysa cennete girer mi?

“Ekmek” demekle karın doymadığı gibi, Allah'a iman etmediği halde “Maşşallah, İnşallah” diyerek Allah'ın adını anan kişide Cennete giremez.

“el-Esma-üI Husnâ”yı öğrenecek, manasını anlaya­cak ve o manaya göre hareket edecek, yani Allah’ın(cc) Kur'an'da belirttiği “el-Esma-ü!-husnâ” ile özetlediği ahlakla ahlaklanırsa Cennete girer.

Rabbimiz, Kur'ana göre ahlaklanan, Rasulünü örnek alan ve Rabbin rızasını kazananlardan eylesin. Amin.

Sevdiklerimize bilgimizin, kültürümüzün, geleneğimi­zin, dilimizin geliştirdiği en güzel kelimelerle hitap ede­riz. “Sevgilim, canım, ciğerim, selvi boylum, ahu göz­lüm, sultanım...” vs. gibi kelimeler, kimliklerini de beraberlerinde taşırlar. Dil bilimi, bu, kelimelerin hangi çağ­lardan, hangi dağlardan veya hangi bağlardan akıp, hangi medeniyetlerden süzülerek geldiğini belirler.

Şair: “Güzelliğin neye yarar, şu bendeki göz olmasa” der. Göz görür, gönül sever, akıl da bu işe şaşar kalır. Gören gözü, seven gönülü, sevmeyi ve sevilenleri yara­tan ise Allah (c.c.) dır.

Kedinin gözünde bülbül, bir yudumluk ettir. Öküzün gözünde çiçek, bir çiğnemlik ottur. İnsanın gözünde ise; binlerce şiirin yazılmasına, binlerce resmin yapılmasına ilham kaynağıdır. İnsan ve kedi ikisi de göze sahiptir ama Allah'ımız bize ayrı bir göz, ayrı bir gönül vermiştir.

Sevgimizi ve sevdiklerimizi yaratan Allah'ımızı sevi­yoruz.

Peki, ama Allah'ımızı tanıyor muyuz?

Biz, tanıdıklarımızı duyma, görme, tatma, koklama, dokunma gibi beş duyumuz, hafızamız ve genlerimizdeki programa göre tanırız. Uzaktaki eşyayı gözümüz gör­mez. Sesini kulağımız işitmez. Duyu organlarımızın bir sınırı var. Hafızamızın sınırı da ana rahminden öne ge­çemez, kabirden öteye geçemez. Sınırlı olan, sınırsızı

kavrayamaz.

Şair İsmail Safa:

“İdraki uluhiyyetine var mıdır imkan

Aklın dahi mahiyyetini bilmiyor insan”

Aklın ne olduğunu kavrayamayan insan, bu akılla Allah'ın zatını kavramaya çalışıyor. Kavrayanıayinca en kolay yolu seçiyor ve inkara yöneliyor.

Dede Korkut:

“Yücelerden yücesin

Kimse bilmez nicesin

Görklü (güzel) Tanrı

Çok cahiller seni gökte arar, yerde ister.

Sen hod (kendi) mü’minlerin gönlündesin” der.

Rabbimiz: “Gözler onu idrak edemez kavrayamaz. O gözleri idrak eder. O her şeye nüfuz eden iyilik yapan ve her şeyden haberi olandır” buyurur. [5]

Sevgi gönülde olur. Ancak gönüldeki sevgi görünmez. O görünmeyen sevgiyi, sevgiliye gönderirken yine görünmeyen elçilerle göndeririz. Kelimeler elçilerimizdir.

Mecnun: “Leyla, Leyla” diyerek sevgisini açığa çıka­rıyordu. Biz gönlümüzün tamamını Allah'a imanla süs­ledik. Dilimizi de O'nun güzel isimleriyle süsleydim. Böyle yaparken sevgimizi Mevla’mıza bildirmiyoruz. O zaten biliyor. Biz, Allah'ın güzel isimleriyle zikrederken, cümle aleme güzellikler saçarken, ağzımızı Allah'ımızın isimleriyle hem tatlandırıyor, hem de en güzel kelimelerle ağzımızı ayarlayarak kötü kelimelere yer vermiyoruz.

“Gül” deyince burnumuza güzel koku gelmez. “Bal” deyince ağzımız tatlanmaz. Gülü koklamak, balı tatmalıyız.

Mevlana: “Ey Hu, Hu” diyen ve “Hu” demeye ka­naat eden, “Hu” kadehinden içmeyince heva ve heves­ten nasıl kurtulursun?” diyor. [6]

el-Esmâ-ül Husnâ=Allah'ın güzel isimleri, bizi Allah'a giitürürse, bizi benliğimizden sıyırır, kir ve pa­sımızı kazırsa, gülü koklar, balı tadarsak muradımıza er­miş oluruz.

Süleyman Çelebi:

“Bir kez Allah dese Aşk ile lisan

Dökülür cümle günah mislü hazan” derken,

Allah'ın isimlen aşk ile söylenirse; üzüntü, stres, ke­der, gam ve günahın döküleceğini söylüyor.

Dilinle “Allah, Allah, Allah” diyerek zikret. Kalbinle de Allah'ın yarattıklarını fikret, düşün. Fikirsiz zikirin, zikirsiz fıkirin faydası yoktur.

Şeyh-ül İslam Yahyaefendi:

“Bir alay olsa güzeller hep teveccüh yaredir

Halkı alem birbirine padişahı gösterir” diyor.

Yani, göz binlerce güzel görse de, gönül yare yönelir. Çünkü yaratılmışların her biri yaratanı gösterir. Bazılarının günde yüz defa “Batı, batı, batı,” diye zikret­tiği bu günlerde, biz de yüz bir defa “Allah, Allah, Allah, Allah, Allah”diye zikredelim. Bakalım kim kaza­nacak?

Annenizi, babanızı, eşinizi, dostlarınızı seversiniz ve sevdiğinizi uygun, güzel bir kelime veya cümle ile ifade edersiniz. Bu sevgiyi ifade etme işi, yalnız karşı tarafa sevgimizi bildirme işi değildir. Kendi iç dünyamızda besleyip büyüttüğümüz sevginin dilimizde kelimeden çiçek­ler açması gibidir.

Gül ağacı, özünde taşıdığı çiçeğini bülbülüne sunamazsa kurur. Tepeden tırnağa kadar bütün hücreleri­mizde ve gönlümüzde taşıdığımız imanımızın zikir çiçe­ğini açtıramazsak, biz de çöl gibi kurak, ateist-gavur gibi çorak oluruz. Ot bitmeyen toprak, meyve verme­yen diken, toplumların kanını emen Siyonist, girdiği ülkelerde kan, gözyaşı, yangın, radyasyon, barut ko­kusu saçan kapitalist gibi oluruz.

Askerlik yaparken okuma yazma bilmeyen bazı arka­daşlarımın mektubunu ben okuyup yazıverirdim. Bir arkadaşımıza mektup eşinden gelirdi. İkinci mektup gelin­ceye kadar o mektubu, her gün bana okuturdu. Ben okur­dum; benim dilimden ancak kelimeler ve harfler çıkardı. Ancak onun içinden geçenleri ben anlayamazdım. Mektuptaki “Osman'ım” sözcüğü bana göre yedi harfli bir sözcüktür. Gel onu bir de Osman'a sor. O “Osman'ım” sözcüğündeki...im eki neler ifade ediyor. Osman, eşinin kendisini sevdiğini biliyordu. Ama tekrar tekrar “Osman'ım” kelimesini duymak istiyordu.

Bizim içimizi dışımızı bilen Allah'ımız: “Ey iman edenler, Allah'ı çokça zikredin” buyurur. [7]Peki ama nasıl zikredeceğiz?

Şair:

“Kaddı yâra kimi arar dedi, kimisi elif cümlenin maksudu hir amma, rivayet muhtelif di­yor.

Yani sevgilinin boyunu kimileri servi ağacına ben­zetti, kimileri Elif harfine benzetti. Hepsinin sevdiği ve anlattığı aynı ama kelimeleri ayrı!

Kelimelerimizin gücü bizim kültürümüzle orantılıdır. “Gözüyün çapağını yiyeyim” diyerek sevgisini anlat­maya çalışan biri, bir başkasını kusturabilir. Birisi; “Minik kuşum” derken, yılan yetiştiricisi de “Yılanım” diyebilir.

Onun için Rabbimiz: “Size öğrettiği gibi Allah'ı zik­redin” buyurmuş. [8]“En güzel isimler Allah'a aittir. O isimlerle Allah'a dua ediniz” buyurur.[9]

Rabbimiz, Kur'an-ı Kerim'inde güzel isimlerinden 99 kadarını bize bildirmiş. Peygamber Efendimiz de dualarında Rabbinin isimleri ile dua etmiş. El-Esma-ül Hüsna hadisinde bize 99 tanesini öğretivermiş. Kur'an ve sün­netin öğrettiklerinin dışına çıkarsak çok iyi niyetlerle biz de yanılabiliriz. Allah (cc): “Allah'ın isimlerinde sapıtanları bırakınız” buyurur. [10]

“Allah üçtür” diyen Hıristiyanlar, “Allah hiçtir” di­yen ateist-gavurlar, “Allah tabiattır” diyen eski dehriyyun, yeni natüralistler, Allah'ı tanımada kendi akıllarını esas alıp, Allaha sınır çizmişler ve o sınırın dışına çık­maya izin vermedikleri bir mahkum haline getirmeye ça­lışırken, bu dünyada kendileri gibi birilerine kul olmuşlar ahirette de Cehenneme mahkum olmuşlar.

Batıda, Allah'ı Kilise'ye hapis ettiklerini söyleyenler, İslam aleminde de Cami'ye hapsetmeye etmeye çalışıyorlar.

Ama siz, “Lâ ilahe” deki “Lâ” kılıcıyla onların putla­rını parçalıyor, denizin, leşi dışa attığı gibi kendini ilahlaştırmaya çalışan şahıs, kurum ve kuruluşları gönül de­nizinizden sürüp çıkarıyor ve “İllallah” kelime-i tayyibesiyle gönül denizini tertemiz berrak hale getiriyorsunuz.

“La ilahe illallah” derken birçok ilah var da onları reddetmiyorsunuz. Onlar zaten yoktu. Ancak kendini ilah zanneden “Allah'ın dediği değil, benim dediğim olur” diyen Firavunlaşmış insanlar var. Sen onlara “Delilik yapma, Allah'tan başka Yaratan, Yaşatan ve Yöneten yoktur” diyorsun. Haydin sizde günde yüz defa; “Lâ ilahe illallah” demeye başlayıverin. [11]

 

İSMİ A'ZAM
 

Adamın biri Caferi Sadık'a “İsmi a'zam”ı sorar. Caferi Sadık adamdan yanında bulunan havuza girmesini ister. Adam havuza girer, ortalık soğuk. Donmak üzere, kenara gelir. Caferin adamları çıkmasını engeller. Donmak ve boğulmak üzere iken hepsine yalvarır. Sudan çıkarmazlar.

Öleceğini anlayınca, insanlardan ümidi kesince Allah'a yalvarmaya başlar. İşte o esnada Caferi Sadık:

“Çıkarın” der. Adama

“ Ne zaman halkdan alakayı ke­sip Allah'tan istedin, işte o esnada söylediklerin el-esmâ-ül-husnâdır” der.[12]

Kadının birinin çocuğu kaybolur. Bulunması için Cüneydi Bağdadi'den dua ister. Cüneyd eve gidip sab­retmesini söyler. Birkaç defa gelip giden kadın bekle­meye gücünün kalmadığını, sabrının tükendiğini söyle­yince Cüneyd: “Eğer söylediğin gibiyse eve git çocuk eve döndü” der.

Gerçekten çocuğun döndüğü görülünce Cüneyd'e

“Nasıl bildin?” diye sorulduğunda

“Darda kalan dua ettiğinde, yetişen kimdir?” ayetini okur. [13]

Darda kalan kimse tepeden tırnağa, kalbiyle, kalıbıyla Allah'a yönelir ve istekte bulunursa, işte o anda Allah'ın hangi adını söylemişse O “İsmi A'zam”dır.

Enes b. Malik, Allah Rasulüyle beraber oturuyordu. Bir adam namaz kıldıktan sonra şöyle dua etti:

“Ey bü­tün yüceliklerin ve keremlerin/iyiliklerin sahibi Hayy ve Kayyum Allah'ım! Hamd sana'dır. Senden başka ilah yoktur. Sen iyilikler verensin. Gökleri ve yeri yaratan­sın. Allah'ım ben senden......isterim”.

Bunun üzerine Allah Rasulü:

“Allah'a öyle bir “İsmi A'zam”la dua etti ki onunla dua edene Allah karşılık verir, o dua ile bir şey istense Allah ona verir” buyurdu. [14]

Bu hadislerin hepsi okunduğu takdirde anlaşılan şu ki, Allah'ın bütün isimleri “İsmi A'zam”dır. Sorun okuyandadır. Haramla beslenmiş beden olmayacak. Dua ederken yalnız Allah'a yönelecek. [15]

 

1- ALLAH
 

Güneş, yedi renkten meydana gelir. Tek renk halinde görünür. Ama tabiatta milyonlarca renk cümbüşüne dönüşür. “Allah” ismi, bütün “el-Esmâ-ül-hüsnâ'sının manasını kendinde toplayan bir isimdir. Altı milyar in­san, Allah'a inanır. Ancak Allah'ın isimleri, sıfatları ve fiillerinde herkes kendi ufku kadar Allah'a sınır çizer.

Biz ise, aklımızla Allah'a sınır çizmek, tarif etmek yerine, Rabbimiz Kur'anın'da kendini bize nasıl tarif etmişse öyle inanırız. Bizim imanımızın daha sağlam ol­duğunu söylememiz bundan kaynaklanmaktadır.

“Rahman, Rahim, Gaffar, Kahhâr isimleri Allah'ın gü­zel isimlerindendir” diyoruz da “Allah ismi, Rahman’ın isimlerindendir” demiyoruz. Bu da gösteriyor ki, bütün güzel isimlerin ma'nası “Allah” ismi içinde toplanmıştır. Onun için K. Kerim'de, “Allah” ismi 2697 defa tekrarlanmıştır.   Diğerleri bir veya birkaç defa tekrarlanmışlar.

Şerhini yaptığımız Tirmizi hadisinde geçen “el-Esma-ül-Hüsna” Kur'an-ı Kerim'de 3787 defa tekrarlanmakta.

Kur'an'da geçip de Tirmizi hadisinde geçmeyen “el-Esma-ül-Hüsna'da” 1055 defa tekrarlanmaktadır.

Rabbimizi işaret eden, O, Ona, Onu, Ondan, Sen, Seni, Sana, Senden, Senin için zamirleri bu sayıya dahil değildir.

Kur'an-ı Kerim'i okuyan bir mü’min zamirler hariç el-Esma-ül-hüsna ile Rabbini 4842 defa zikretmekte. Kur'an'da Firavun'un adı 74 defa geçmekte.

Biz de tebliğimizi yaparken 4842 defa Rabbimizi, Onun kitabını tanıtacağız, Rasulünün yolunu gösterece­ğiz. Bu arada kendini ilah yerine koyanları ve onun ar­dından gidenleri 74 defa uyaracağız.

Kısaca Allah'ı anlatacağız, Şeytanı değil.

Kelam sıfatının “Kün=ol” emriyle, kainat yaratılmış­tır. El-esmâ-ül-hüsnâ'sıyla varlığa tecelli etmiştir. Güneşin aynada göründüğü gibi tecelli etmiştir. Hz. Ali (r.a): “Nereye baksam Allah'ın san'atını, kudretini, ilmini görürüm” diyor.

Rabbimiz: “Allah'ın nimetlerini hatırlayın ve yeryü­zünde karışıklık çıkararak bozgunculuk yapmayın” buyurur.[16]

Bir haftalık çocuğunuzu, nasıl, dikkat ederek, hiçbir tarafını incitmeden severseniz, çiçekli bir bahçede dolaşırken çiçekleri ezmeden gezerseniz, yeryüzünü dolaşırken de “Bu dağlar, bu taşlar, bu kuşlar, bu denizler, bu yıldızlar, bu çiçekler, bu böcekler Allah'ındır” diye­rek dikkat edeceksiniz.

Sevdiklerinizin çocuklarını, çiçeklerini korursunuz. Rabbiniz ise, sizin bütün sevdiklerinizi yaratandır. Kainat dediğimiz “Evren” Rabbimizin mülküdür. Allah'a iman eden O'nun mülkünü korur. Şirkle, isyanla, inkârla, israfla o mülkü kirletmez.

Çatık kaşlı, asık suratlı, cimri bir zenginin köşkünün bahçesinde kahve içen Neyzen Tevfik, ağzına gelen balgamı atmak için sağına bakar gül var, soluna bakar süm­bül var, önü ardı her taraf çiçek. Tükürecek yer bulama­yınca ev sahibinin yüzüne tükürmüş ve “Daha uygun yer bulamadım” demiş.

Yunus'un “Sordum sarı çiçeğe” ilahisinde söylediği çiçeklerin “Allah” diyerek açtığını, derelerin “Allah” di­yerek aktığını, rüzgarların “Allah” diyerek estiğini dü­şünen insan, havayı kokuşturamaz, dereyi kirletemez.

İşte Rabbimizin, Kur'an'ın'da birinci derecede iman üzerinde durması bundandır. Günümüzde paraya tapan­lar, para putunu kasasında tutmak için “İktisad” adı al­tında sanayi artıklarını temizlemeye yanaşmayıp, para putunu çevreyi korumak için harcayamadığından denizdeki balıkları, havadaki kuşları, dağlardaki ağaçları ku­ruttular.

Halk uyanmadan, kendileri ucuz paralarla “çevreci dernekleri” kurdurup halkın gözlerini başka yerlere çek­meye çalışıyorlar. Allah'a iman eden herkes Allah'ın mülkünü korumakla görevlidir.

Allah'ımız yalnız Müslümanların Allah'ı değildir. Bütün alemlerin Rabbidir.

Her gün namazımızda kırk defa bunu tekrarlıyoruz. Evrensel dinin mü’minleriyiz. Alemlere rahmet olan peygamberin rahmet ümmetiyiz. Avrupa birliğindekiler, Amerika'dakiler, Afrika, Japonya ve tüm dünyadakiler, aynı güneşte ısınırlar, aynı Allah'ın kullarıdırlar. Hz. Adem'in çocuklarıdırlar.

Efendimiz: “Allah yeryüzünü bana dürdü/topladı, doğusunu da, batısını da gördüm. Bana dürülen o yerlere, yeryüzünün doğusuna da, batısına da ümme­tim sahip olacaktır” buyurmuş.[17]

Alemlerin Rabbi Allah'a ve alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammede (s.a.v.) iman edenlere yeni ufuklar açılıyor. Hayırlı olsun. [18]

 

[2]Taberi tefsiri.

[3]Mahmut Toptaş, el- Esmaü’l-Husnâ Şerhi, Cantaş Yayınları, İstanbul, Aralık 2000: 10-11.

[4]Bu hadisi; (Buharı, surut, hadis no:2549, Daavat hadis no:6026, Tevhit hadis no:6943, Müslim zikir hadis no: 2677-78, Ahmed Müsned 21 267, 314,499,503,516) rivayet etmişler.

[5]K.K. En’am: 6/103.

[6]T. Mevlevi Şerhi, beyit No: 3 447.

[7]Ahzab:  33/41.

[8]Bakara: 2/239.

[9]A'raf: 33/180

[10]A'raf: 33/180.

[11]Mahmut Toptaş, el- Esmaü’l-Husnâ Şerhi, Cantaş Yayınları, İstanbul, Aralık 2000: 13-21.

[12]F. Razi, Levamiu I beyyinat 88.

[13]Neml: 27/62.

[14]Ebu Davud, Salat 1493,1495 ve benzeri hadisler Tirmîzi, Daavat 3471, İbni Mace Dua 3855-3859.

[15]Mahmut Toptaş, el- Esmaü’l-Husnâ Şerhi, Cantaş Yayınları, İstanbul, Aralık 2000: 22-23.

[16]A'raf: 7/74.

[17]Müslim fiten bab 5, Hadis 2889, Ebu Davud fiten 1 hadis 4252, Tirmizi fiten Hadis 2203, İbni Mace fiten hadis 3952.

[18]Mahmut Toptaş, el- Esmaü’l-Husnâ Şerhi, Cantaş Yayınları, İstanbul, Aralık 2000: 24-27.

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !